Adlandırılmış hislerin büyüyen bir dizini.
Bunlar Mantria'nın şimdiye dek adlandırdığı hisler. Her biri, uygulamanın sabah sana verebileceği bir kart ya da Find My Word'e yazdığında dönebileceği bir addır.
Çalışıyorsun, faturaları ödüyorsun, dışarıdan iyi görünüyorsun. İçeride ise başka bir hikâye sürüyor.
Çökkünlük değil, tedirginlik değil. Pazartesiye, hâlâ burada olan bir bedenle ama çoktan gitmiş bir benlikle bakmanın hissi.
Hayatındaki her şey yolunda. Daha mutlu olmadığın için suçlu hissediyorsun. Kayıp da tam bu iyilik hâli.
Seçtiğin bir yalnızlık — aynı sessizlikle seçilmiş yabancılarla dolu bir odada. Yalnız değilsin; birlikte yalnızsınız.
Henüz kaybetmediğin bir şeyin yasını şimdiden tutmak. Sevdiğin bir şey hâlâ buradayken içine sızan ayrılık.
Bir zamanlar yakın olduğun biriyle artık yalnızca kibar olmak. Soğukluk değil — sıcaklığın çekildiği yerde kalan düzgün boşluk.
İşini yaparken için çökük olmak. Dışarıdan üretken, içeride umutsuz — ve ikisini aynı anda taşımak.
Her 'iyiyim' içeride küçük bir borç bırakır. İyi görünmek, iyi olmaktan daha pahalıya gelebilir.
İstediğin şeye kavuştuktan sonra gelen tuhaf boşluk. Doluluk değil, dolduğun şeyin ardından kalan sessizlik.
Henüz yapmadığın bir seçimin pişmanlığını şimdiden yaşamak. Karar anında geleceğin iki hâlinin de yasını tutmak.
Sahip olmadığın bir gücü harcamak. Yarından çekilen, iradeyle ayakta tutulan geçici bir canlılık.
Neredeyse söylenmiş, neredeyse yapılmış, neredeyse gidilmiş. Yapılandan daha ağır olan o eşikte beklemek.
Bir yabancının kısacık iyiliği — tutulan bir kapı, geri verilen bir bakış — ne sen geri ödeyebilirsin ne de o hatırlar.
Uyuyan bir evde en son uyanık kalanın yumuşak yalnızlığı — gece, kısa bir süreliğine bütünüyle senin.
Çoktan gönderdiğin bir şeyi yeniden okurken duyduğun küçük irkilme — kelimeler gitti, geri çağrılamaz.
Büyüyüp geride bıraktığın bir yere dönmenin sessiz yabancılığı — oda değişmemiştir, sen artık onun ölçüsünde değilsindir.